En az ağlayan çocuk en az duyulan olabilir mi? Bazı çocuklar vardır; bağırmaz, itiraz etmez, sorun çıkarmaz. Oyuncağını paylaşır, kurallara uyar, “usludur”.
Çevreden sık sık şu cümleleri duyarız: “Ne kadar uyumlu bir çocuk.”, “Hiç sorun çıkarmıyor.”
Peki gerçekten öyle mi?
Araştırmalar, sessiz ve uyumlu olarak tanımlanan çocukların bilişsel açıdan yetersiz olmadığını göstermektedir. Davranışsal inhibisyon (davranışları ve tepkileri geri tutma eğilimi) ya da içe yönelim özellikleri gösteren çocukların, özellikle dikkatlerini sürdürme, kuralları takip etme ve gözlem yoluyla öğrenme gibi bilişsel alanlarda güçlü olabildikleri belirtilmektedir (Kagan, Reznick & Snidman, 1988; Rubin, Coplan & Bowker, 2009). Ancak aynı çalışmalar, bu çocukların bilişsel potansiyellerini grup ortamlarında ifade etmekte zorlanabildiğini, soru sorma, risk alma ve kendini sözel olarak ortaya koyma konusunda geri planda kalabildiklerini de vurgulamaktadır. Bu nedenle sessizlik, bilişsel kapasitenin bir göstergesi olarak değil, çocuğun kendini ifade etme biçimi olarak değerlendirilmelidir.
Sessizlik her zaman iyi bir işaret midir?
Bazı çocuklar, ihtiyaçlarını dile getirmeyi değil, geri çekilmeyi öğrenir. Bu çocuklar çoğu zaman:
- Rahatsız olduklarında bile susarlar
- İstemeseler bile “tamam” derler
- Duygularını içlerinde yaşarlar
Bu sessizlik bazen bir uyum değil, bir baş etme stratejisi olabilir.
“Sorun çıkarmamak” neyin bedeli?
Bir çocuk sürekli uyum sağlıyorsa, şu soruları sormak gerekir:
- Kendi isteğini söyleyebiliyor mu?
- Hayır demeyi biliyor mu?
- Üzüldüğünde bunu ifade edebiliyor mu?
Çünkü bazı çocuklar, sevilmenin şartının sessiz olmak olduğunu düşünebilir.
Duyguları yaşama sürecinde, biz insanlar için önemli olan nokta; önce duygunun hissedilmesi, ardından fark edilmesi ve uygun koşullar oluştuğunda ifade edilebilmesidir. Ancak bazı çocuklar, duygularını ifade etme aşamasına geçmeden, bu duyguları içselleştirerek yaşamayı öğrenebilirler. Psikanalitik literatüre göre ise ifade edilemeyen duygular, zamanla farklı yollarla; davranışlar, bedensel belirtiler ya da duygusal tepkiler aracılığıyla kendini gösterebilir.
Ne zaman dikkat etmek gerekir?
Eğer bir çocuk:
- Duygularını paylaşmıyorsa
- Sürekli geri planda kalıyorsa
- Kendisini ifade etmekten kaçınıyorsa
Bu durum çoğu zaman bir “sorunsuzluk” değil, bir görünmezlik hâli olabilir. Bu noktada, her çocuğun ilgi duyduğu ve kendini daha rahat ifade edebildiği bir alan olduğu göz önünde bulundurularak, bu alanlar üzerinden çocuğun ön plana çıkabileceği fırsatlar yaratmak oldukça önemlidir. Görünür olmak çoğu kişi için istenen bir durum olsa da, bu süreç bazen soğuk suya bir anlığına girmek gibi; ilk adımda cesaret gerektirebilir.
Denver ve WISC her çocuğu aynı şekilde yakalayabilir mi?
Denver II ve WISC gibi değerlendirme araçları, çocukların gelişimsel ve bilişsel özellikleri hakkında önemli bilgiler sunar. Ancak bu testler, çocuğun potansiyelini değil, belirli bir anda gösterdiği performansı ölçer.
Sessiz, uyumlu ve geri planda kalmayı tercih eden çocuklar söz konusu olduğunda bu durum daha da belirginleşebilir.
Sessiz çocuklar test ortamında nasıl davranır?
Araştırmalar ve klinik gözlemler, sessiz çocukların test ortamında sıklıkla şu özellikleri gösterdiğini ortaya koymaktadır:
- Soruları bildikleri hâlde cevap vermekte çekingen davranabilirler
- Hata yapmaktan kaçındıkları için yanıt vermeyi erteleyebilirler
- Testi uygulayan yetişkine karşı aşırı uyum gösterip inisiyatif almayabilirler
- Yönerge dışına çıkmamaya çalışırken esnek düşünme becerilerini yeterince sergileyemeyebilirler
Bu durum, çocuğun bilişsel kapasitesinin düşük olduğu anlamına gelmez; aksine, çocuğun kendini ifade etme biçimiyle ilişkilidir.
Performans mı, potansiyel mi?
Özellikle WISC gibi bireysel zeka testlerinde, çocuğun sözel ifade becerileri, kendine güveni ve test ortamına uyumu elde edilen puanları doğrudan etkileyebilir.
Bu nedenle sessiz çocuklarda, bilişsel beceriler test sonuçlarına tam olarak yansımayabilir. Bu çocuklar akademik ya da günlük yaşamda güçlü performans sergilerken, test ortamında beklenen düzeyin altında görünebilirler.
Bu yüzden neye dikkat edilmelidir?
Test sonuçları:
- Mutlaka klinik gözlem ile birlikte değerlendirilmelidir
- Çocuğun günlük yaşam işlevselliği dikkate alınmalıdır
- Aile ve öğretmen görüşleriyle desteklenmelidir
Tek bir test sonucu, özellikle sessiz ve içe dönük çocuklar için belirleyici olmamalıdır.
Sessiz olmak fark edilmemek anlamına gelmemeli
Sınıf ortamında dikkat genellikle yüksek sesli, hareketli ya da sorun çıkaran çocuklara yönelir. Sessiz, kurallara uyan ve geri planda kalan çocuklar ise çoğu zaman “sorunsuz” olarak değerlendirilir. Ancak bu çocukların duygusal ve bilişsel ihtiyaçları, davranışları kadar görünür olmayabilir.
Öğretmenler için dikkat edilmesi gereken ipuçları
Sessiz çocuklar okul ortamında genellikle şu özelliklerle fark edilebilir:
- Grup çalışmalarında geri planda kalmayı tercih ederler
- Fikirleri olmasına rağmen söz almakta zorlanırlar
- Soru sorulmadıkça konuşmazlar
- Yanlış yapma korkusuyla cevap vermekten kaçınabilirler
- Akademik olarak yeterli olmalarına rağmen performansları dalgalı olabilir
Bu davranışlar çoğu zaman uyum olarak değerlendirilse de, çocuğun kendini ifade etme biçimi hakkında önemli ipuçları sunar.
Bu çocuklar desteklenmezse ne olur?
Araştırmalar, uzun süre fark edilmeyen içe dönük ve sessiz çocukların zamanla:
- Akademik risk almaktan kaçınabildiğini
- Grup içinde kendini ifade etmekte daha da zorlanabildiğini
- Duygusal yüklerini içselleştirebildiğini
göstermektedir. Bu durum çocuğun potansiyelini gerçekleştirmesini zorlaştırabilir.
Okul ortamında nasıl desteklenebilirler?
Öğretmen desteği bu konuda oldukça önemli. Sevgili öğretmenlerimiz; hayatta en çok da desteklenmesi gerekenlerin bu çocuklar olduğunu hatırlayalım. Sizin ufacık bir desteğiniz bu çocuklara bambaşka kapılar aralayacaktır. Hayatta sık sık denk gelmişizdir, bir öğretmen müdahalesiyle çok değişen, gelişen insanlarla… Sınıf ortamında bu çocuklarla çalışırken:
- Söz hakkı zorla değil, güvenli şekilde verilmeli
- Küçük grup çalışmaları tercih edilmeli
- Çocuğun fikri doğrudan sorularla davet edilmeli
- Hataların öğrenme sürecinin bir parçası olduğu vurgulanmalı
- Öğretmen–aile iş birliği sağlanmalı
Amaç, çocuğu değiştirmek değil; kendi sesini bulabileceği alanlar açmaktır. Sessiz davranışlar tek başına bir sorun göstergesi değildir. Her çocuk bireysel özellikleri ve gelişimsel bağlamı içinde değerlendirilmelidir.
Ebeveyn olarak ne yapabiliriz?
- Sessizliği hemen “iyi” olarak etiketlemeyin
- Çocuğa alan açın
- Fikrini sormayı alışkanlık hâline getirin
- Küçük tepkileri bile fark edin
Bazen en çok desteğe ihtiyacı olan çocuklar, en az dikkat çekenlerdir. Bu çocukların başka insanların duygularını ve kendi duygularını tanımaları son derece önem arz etmektedir. Çünkü sonraki aşama bunları dile getirmek olacaktır ve rahatsız oldukları bir şey olduğunda rahatlıkla dile getirebileceklerdir.
Bu noktada; ebeveynler olarak yakın destek, seviyesine inerek arkadaşlık etmek ve yanı sıra çeşitli oyunlar çok faydalı olacaktır. Verebileceğim örneklerden biri duyguyu tanıma ve isimlendirme oyunu… Bu oyun çocuğunuzla aranızdaki bağı ağırlaştırmadan derinleştirecek ve aynı zamanda duyguları tanıyarak isimlendirecektir. Oyun şu şekilde oynanır; sırayla taraflardan birinin bir cümle söylemesi ya da bir mimik yapması, karşı tarafın ise bu duyguyu tanımlaması, isimlendirmesi, tahmin etmesidir. Bu işlem sırayla yapılır ve kişileri birbirine eğlenceli bir şekilde yaklaştırır. Denenebilir 😊
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır. Tanı koymaz, terapi yerine geçmez. Gerekli durumlarda uzman desteği önerilir.